|
|
|
EĞİRDİR - DAVRAZ GEZİSİ
15 MART
EKİM 2009
| |
Henüz güneş doğmadan başladı yolculuğumuz.
Saat 5’te buluşma noktamızda hepimiz hazırdık. Kış
mevsiminin henüz bitmediğinin ispatı olan oldukça
soğuk bir Pazar sabahı Davraz dağını fotoğraflama
hevesi ile düştük yollara. Erken bir saat olmasına
rağmen hepimizin neşesi yerindeydi. Fotoğraf
gezilerimizin vazgeçilmezi, grubumuzun neşe kaynağı
Pınar yine görev başındaydı. Her birimizle
şakalaşarak neşemizi bir kat daha arttırdı. Keyifli
Kapadokya gezimizin anılarını yâd ederek başladık
sohbete. Ancak bir süre sonra da birer birer
dinlenmeye çekildik. Ne de olsa önümüzde yaklaşık
270 km lik bir yol vardı. |
|
 |
|
Fotoğraf: Osman Ermişler |
|
İlk molamızı Beyşehir Gölü’nün kenarında
verdik. Araçtan iner inmez hava şartlarının bizi ne
kadar zorlayacağını fark ettik. Buna rağmen sabahın
ilk ışıklarının Beyşehir Gölü üstünden yükselmesini
izlemekten kendimizi alamadık.
Yola sabahın oldukça erken saatinde hem de
oldukça soğuk bir havada çıkmıştık. Dolayısıyla
hepimiz birer sıcak çorbayı hak etmiştik. Eğirdir
ilçesine geldiğimizde Sönmez Restorana uğradık
hemen. Dumanı tüten çorbalarımızı içerken bir yandan
da önümüzdeki saatlerin planını yapmaya başladık.
Artık Davraz dağına ulaşmak için önümüzde sadece 40
dakika vardı. |
|
 |
|
Fotoğraf: Öznur Çiftçi |
|
Halk arasında hem Davraz hem de
Davras olarak adlandırılan dağ aynı zamanda
Türkiye'nin en güzel pistlerine sahip Kayak
Merkezlerinden biridir. Davraz, Akdeniz Bölgesinin
Göller yöresinde, Eğirdir ile Kovada Gölleri
arasında yükselen ve Isparta Ovasını kuşatan dağ
kütlelerinden biridir. Davraz kayak merkezinin de
bulunduğu dağın en yüksek noktası 2635 metre ile
Ulparçukuru Tepesidir.
Davraz kayak merkezinde kar kalınlığı
2 metreye kadar ulaşmakta olup, kayak merkezinde
nisan ortalarına kadar kayak ve snowboard
yapılabilmektedir.
Davraz
kayak merkezinde, dağın yüksek yamaçlarından kayak
veya snowboard yaparken Isparta Ovasını ve Eğirdir
gölünü değişik açılardan izleme olanağı vardır.
Mükemmel kar kalitesi ile yeni
öğrenenlere ve amatör kayakçılara tehlikesiz
rotalar, profesyonel kayakçılara ise gönüllerince
kayabilecekleri 6 km' ye ulaşan benzersiz parkurlar
sunmaktadır… |
|
 |
|
Fotoğraf: Adem Karakaya |
|
Saat
10:00’da Davraz’a ulaştık. Sezonun yakında bitecek
olması ve hafta sonu sebebi ile etraf oldukça
kalabalıktı. Anlaşılıyordu ki bizim gibi birçok kişi
hava şartlarına aldırmadan burada olmak istemişti.
Telesiyej girişinde her yaştan kayakçılar
hazırlıklarını yapmakla meşguldüler. Türkiye’nin
çeşitli yerlerinden gelen bu kayakçılar bize renkli
görüntüler vereceğe benziyordu. Biz de vakit
kaybetmeden telesiyejlerle yukarı doğru yol almaya
başladık. Bu doğa harikasını yukarıdan izlemek ayrı
bir keyifti. Karlar altında kalan çam ağaçları ise
manzaraya ayrı bir güzellik katıyordu. Yaklaşık 1
kilometrelik, 8 dakika süren zirveye yolculuğumuzdan
sonra ısınmak isterken kendimizi Taş Cafe’de bulduk.
Şömine başında içtiğimiz çayın keyfi hiçbir şeye
değişilmezdi. Şöminede yanan odunların sıcaklığı
sayesinde kendimize gelebildik. Burada enerji
depoladıktan sonra aşağı inmek üzere telesiyejlere
yöneldik. Ancak Davraz’a gidilir de kartopu
oynamadan dönülür mü? Osman Bey’in bu önerisi ile
Sernur Hanım ve Pınar arasında başlayan kartopu
savaşı oldukça eğlenceli geçti.
|
|
 |
|
Fotoğraf: Zeki D. Şenyıldırım |
|
Aşağı
inerken karşıdan esen rüzgâr bizi oldukça zorladı
ancak elbette ki bu bizi durduramadı. Çünkü sırada
kızak eğlencemiz vardı. Kızaklarla kendimizi birer
birer aşağıya bırakmaya başladık. Başlarda biraz
acemilik çeksek de kaymanın keyfini doyasıya
yaşadık.
Davraz’dan ayrılırken bu güzel manzaranın tadı
damağımızda kaldı desek yanlış olmaz herhalde. Yola
çıktığımızda çektiğimiz fotoğrafların kritiğini
yapmaya başlamıştık bile. Zamanın nasıl geçtiğini
anlamasak da yorulduğumuzu ve acıktığımızı hissettik
ve yolumuzun üstündeki Çoban İsa köyünde yemek
molası verdik. Dağ evlerinin arasındaki bu mekân
oldukça hoşumuza gitmişti. Yerel esintiler taşıyan
dekorasyonu ve odun ateşinde pişen yemekleri
ilgimizi çekmeye yetmişti. Bu hoş ortama grubumuzun
tatlı sohbeti de eklenince oradan ayrılmak neredeyse
içimizden gelmedi.
|
| |
Prostanna antik kenti, Eğirdir Gölü'nün güneybatı
ucunda; Davras Dağı'nı kuzeydoğusundaki tepeye
bağlayan dar bir arazi üzerinde ve esas olarak
tepenin güney ve güneybatısına inşa edilmiştir.
Antik kentte sınır duvarları ve bazı bina temelleri
vardır. Akropolis şehri 200 metre yükseklikte
kurulmuştur. |
| |
Prostanna Antik Kenti’nin levhasını görür görmez bu
tarihi mekanı görmek istedik. Ancak hem yol
şartlarının uygun olmaması hem de vaktimizin
yetersiz olması sebebi ile bir dahaki sefere diyerek
yolumuza devam ettik. Akpınar seyir
terası idi bir sonraki durağımız. Eğirdir ilçesi
ayaklarımızın altındaydı. Bu doğa harikası yeri bir
bahar günü tekrar ziyaret etmeye karar verdik.
|
| |
Akpınar Köyü, Eğirdir şehir merkezinden 7 km
uzaklıkta, Eğirdir gölünün kuşbakışı olarak
seyredilebildiği şirin bir köydür. Eğirdir
Kaymakamlığı’nın yaptığı çalışmalar ile yeşilin ve
mavinin yedi tonunu, Yeşil ve Can adalarını, Barla
Dağını, Anamas Dağları’nı, Boğ az Ova’yı görmek
mümkündür. |
|
|
Virajlı
yollarından kıvrılırken bir tarafımız dağ, bir
tarafımız ise uçurumdu. Uçurumun ucunda görülen
Eğirdir ve Eğiridir’in muhteşem doğasına bir kere
daha hayran kalmıştık. Elbette burayı
fotoğraflamadan ve hatıra fotoğrafı çektirmeden
geçmedik.
Eğiridir’e tekrar geldiğimizde ilçeyi yürüyerek
keşfetmeye karar verdik ve Eğirdir sokaklarına
dağıldık. Terk edilmiş binalar, balıkçılar, tarihi
kale, rüzgârlı ama güneşli bir havada yürüyüşe çıkan
insanlar takıldı objektifimize. Bu yürüyüş gezimizin
son durağı oldu. Günün yorgunluğu üzerimize
çökmüştü. Hava yavaş yavaş kararırken biz de yola
koyulmuştuk. Akşam saat 9 civarında Konya’ya
döndüğümüzde geçirdiğimiz bu günün güzelliği ile
vedalaştık.
|
|
Ülkemizin, belki de dünyanın başka bir yerinden bir
dahaki gezimizde görüşmek üzere… |
|
|